The Sinking City Kapak

İçindekiler

The Sinking City 2 - İnceleme

23 Eylül 2026 22:42 | 24 Eylül 2026 01:08
The Sinking City 2, dedektiflikten survival horror’a geçerken serinin kimliğini baştan kuruyor. Peki bu yeni yön ne kadar işe yarıyor?

Frogwares’ın Lovecraft evrenine dönüşü olan The Sinking City 2, 18 Ağustos 2026’da oyuncularla buluştu. İlk oyunun dedektiflik ve açık dünya ağırlıklı yapısını büyük ölçüde geride bırakan devam oyunu, seriyi bu kez doğrudan survival horror sularına taşıyor. 

Dedektiflikten survival horror’a

Bir devam oyununun yapabileceği en güvenli şey, ilk oyunda çalışan fikirleri alıp biraz daha parlatmaktır. The Sinking City 2 ise bunun neredeyse tam tersini yapıyor.

Frogwares denince akla uzun yıllardır özellikle Sherlock Holmes serisiyle özdeşleşen dedektiflik oyunları geliyor. İlk The Sinking City de bu geçmişi Lovecraft esintili bir açık dünyayla birleştiriyor; araştırma, ipuçlarını toplama ve olayları kendi başımıza çözme tarafını oyunun merkezine koyuyordu.

The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü
The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü - Kaynak: Steam

İkinci oyun ise bu yapıyı büyük ölçüde geride bırakıp doğrudan survival horror’a yöneliyor. Resident Evil ve Silent Hill 2 etkisini görmek zor değil. Frogwares gibi kimliğini yıllardır soruşturma ve dedektiflik sistemleri üzerine kurmuş nispeten küçük bir stüdyo için de oldukça cesur bir yön değişikliği.

İşin şaşırtıcı tarafı, bu risk karşılığını veriyor.

Lovecraft tarafı bu kez daha merkezde

Bu kez Charles Reed yerine okültizmle uğraşan Calvin Rafferty’yi oynuyoruz. Calvin ve sevgilisi Faye Bennett, Lovecraft mitolojisindeki Dreamlands’e ulaşmaya çalışırken gerçekleştirdikleri ritüelin kontrolden çıkmasıyla kendilerini çok daha büyük bir problemin içinde buluyor.

The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü
The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü - Kaynak: Steam

Faye’in ruhu Dreamlands’te mahsur kalıyor, Calvin ise yaşananların ardından kendisini sular altında kalmış ve giderek daha da çarpıklaşan Arkham’da buluyor. Hikayenin temel motivasyonu da oldukça basit: Calvin, Faye’i geri getirmeye çalışıyor.

Dreamlands, Arkham ve Miskatonic University gibi doğrudan Lovecraft mitolojisinden gelen unsurlar sayesinde oyun, bu evreni yalnızca yaratık tasarımları veya görsel referanslarla kullanmıyor. Lovecraft bağlantısı hikayenin temelinin içine yerleşmiş durumda.

Tüm bu kozmik karmaşanın altında ise basit bir aşk hikayesi var. Calvin ve Faye’in birbirleri için ne kadar ileri gidebileceği hikayenin esas omurgasını oluşturuyor ve bence bu sadelik oyunun işine yarıyor.

Yan karakterler de genel olarak ilgi çekici ancak burada biraz fırsat kaçırılmış. Birkaç karakter tam daha fazla görmek isteyeceğim noktada hikayeden çekiliyor. Sorun kötü yazılmış olmaları değil; aksine yeterince kullanılmamaları.

Resident Evil benzerliği nerede bitiyor?

Survival horror’a geçişle birlikte Resident Evil karşılaştırması kaçınılmaz hale geliyor. Dar alanlar, sınırlı kaynaklar, envanter yönetimi, silah geliştirmeleri, bulmacalar ve düşmanların zayıf noktalarını hedefleme gibi birçok tanıdık unsur var.

Ancak çatışma hissi burada biraz farklı.

The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü
The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü - Kaynak: Steam

Resident Evil özellikle son oyunlarında oyuncuya giderek daha fazla kontrol ve hareket alanı verirken, The Sinking City 2 Calvin’ı daha kırılgan ve sade tutmayı tercih ediyor. Bunun karakter açısından da bir karşılığı var; Calvin özel eğitimli bir asker veya ajan değil, okültizmle uğraşan bir maceracı.

Bu yüzden çatışmalar daha kaba, daha kontrollü ve zaman zaman daha panik halinde ilerliyor. Bana göre bu tercih oyunun tonuna gayet iyi uyuyor.

Silahlar yeterince tatmin edici, geliştirmeler gerçekten işe yarıyor ve düşmanların belirli zayıf noktalarını hedeflemek çatışmalara biraz daha taktik katıyor. Yerdeki yaratıklara Dead Space usulü son darbeyi tekmeyle vurmak da gereğinden fazla keyifli.

Asıl problem düşman çeşitliliğinde. Oyunun büyük bölümünde benzer Slither enfekteleriyle savaşıyoruz. Farklı yaratık türleri mevcut ancak yeterince sık kullanılmadıkları için bir süre sonra karşılaşmalar birbirini tekrar etmeye başlıyor.

Boss savaşları ise bunun tam tersi. Oyunun daha başarılı ve akılda kalıcı karşılaşmalarından bazıları burada am açıkçası sayıları biraz daha fazla olabilirmiş.

Gerilim ile angarya arasındaki çizgi

Buradaki sıkıntı zorluk değil; survival horror sistemlerinin zaman zaman gerilim yaratmak yerine temponun önüne geçmesi.

The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü
The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü - Kaynak: Steam

Oyun boyunca çoğu zaman ne yapmam gerektiğini biliyordum, kaynak konusunda da ciddi anlamda köşeye sıkıştığımı pek hissetmedim. Problem daha çok küçük envanter, sürekli eşya bırakma ihtiyacı, geri dönüşler ve tekrar tekrar karşınıza çıkan düşmanların bir noktadan sonra gerilim yaratmak yerine oyunun temposunu yavaşlatması.

Resident Evil da oyuncunun önüne sürekli benzer engeller koyuyor. Hangi silahı taşıyacağınızı, hangi düşmana mermi harcayacağınızı veya ne zaman güvenli bölgeye dönmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz. Ancak orada bu sınırlamalar çoğunlukla karar verme mekanizmasının doğal bir parçası gibi hissettiriyor. The Sinking City 2 ise zaman zaman aynı sistemleri biraz fazla üst üste bindiriyor.

Sonuç olarak “buradan nasıl sağ çıkacağım?” diye düşünmek yerine, “tamam, şimdi bir daha geri dönüp bunu bırakmam gerekiyor” diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Aradaki fark küçük gibi görünüyor ama survival horror’da bütün tempo bunun üzerine kurulu.

Arkham’ı keşfetmek

Neyse ki keşif tarafı oyunun en güçlü yanlarından biri.

Sular altında kalmış sokaklar, terk edilmiş hastaneler, Miskatonic University ve şehrin gittikçe daha korkunç hale gelen bölgeleri Arkham’a gerçekten güçlü bir kimlik kazandırıyor. Frogwares, Lovecraft atmosferini özellikle çevre tasarımında çok iyi kullanmış.

The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü
The Sinking City 2 Ekran Görüntüsü - Kaynak: Steam

Bölüm tasarımları da keşfetmeyi destekliyor. Gizli alanları bulmak, etrafı kurcalamak ve bulmacaları çözmek çoğu zaman karşılığını veriyor.

Calvin ilk oyundaki gibi klasik anlamda bir dedektif olmasa da, bulduğumuz bilgi ve ipuçlarını birbirine bağladığımız soruşturma panosu sayesinde serinin eski kimliğinden de tamamen kopulmuyor. Sistem çok derin değil ama özellikle ilk oyunu oynayanlar için güzel bir bağlantı noktası.

Değerlendirme

The Sinking City 2, ilk oyunun formülünü büyütmeye çalışan klasik bir devam oyunundan çok, Frogwares’ın serinin kimliğini yeniden tanımlama girişimi.

Dedektiflik tarafının büyük ölçüde geri çekilmesi ilk bakışta garip bir tercih gibi görünse de survival horror yönü genel olarak oyuna yakışıyor. Arkham’ın atmosferi güçlü, bölüm tasarımları başarılı, çatışmalar ilk oyuna göre ciddi şekilde gelişmiş. Calvin ile Faye’in basit ama etkili hikâyesi de bütün bu kozmik karmaşaya sağlam bir duygusal temel kazandırıyor.

Asıl sorun, oyunun survival horror sistemlerine zaman zaman gereğinden fazla yüklenmesi. Envanter yönetimi, geri dönüşler ve kaynak kullanımı gerilimi beslediğinde oldukça iyi çalışıyor; ancak bazı anlarda bu sistemler temponun önüne geçiyor.

The Sinking City 2 korkutmak ve oyuncuyu baskı altında tutmak istediğinde başarılı. Sadece bunu yapmaya çalışırken bazen gereğinden fazla oyalıyor.

The Sinking City 2 - İnceleme
İyi

The Sinking City 2, güçlü Lovecraft atmosferi ve başarılı survival horror dönüşümüyle dikkat çekiyor; ancak tekrar eden yapısı temposunu zaman zaman düşürüyor.

Reviewer Özge Güzel

Microsoft Windows platformunda incelenmiştir.

The Sinking City Kapak

Google'da bizi öne çıkarın

Aramalarda ve haber akışında Oyun Günlüğü'nü takip edin. Bağımsız oyun gazeteciliğine verdiğiniz destek için teşekkürler.


The Sinking City 2 - İnceleme
Yükleniyor...