The Division 2: Battle for Brooklyn - DLC inceleme

İçindekiler

Oyun incelemeleri DLC

The Division 2: Battle for Brooklyn - DLC İnceleme

28 Haziran 2025 20:13 | 28 Haziran 2025 20:17 Google News Abone Ol
Kışın soğuk sessizliği yerine, Brooklyn’in harabeleri ve yakılmış binalarının arasında, sürekli hareket eden, oyuncuyu tetikte tutan çatışmalar var artık.

Issız sokaklar, harabeye dönmüş kahve dükkanları ve bir zamanların ihtişamlı köprüsünün altında yükselen kasvetli Brownstone binalar... Uzun yıllar önce The Division'ın E3 demosunda tadımlık gördüğümüz ancak ardından oyun çıktığında sadece tutorial için kullanılan dar bir alan olarak karşımıza çıkan Brooklyn'i bu sefer doya doya gezebilmek adına Washington D.C.'den yollara düşüyoruz.

The Division 2: Battle for Brooklyn, 27 Mayıs 2025’te Year 7’nin ilk büyük DLC’si olarak PC, PS5 ve Xbox Series X|S için çıktı ve bizleri yeniden New York’a, her şeyin başladığı yere geri götürüyor. Ancak bu dönüş bir nostalji turu değil. Battle for Brooklyn, Manhattan'daki ilk salgın günlerinden yıllar sonra virüsün, çetelerin ve çözülmüş düzenin Brooklyn'i ne hale getirdiğini gözler önüne seriyor. Bu DLC, The Division hayranlarına bir fan service gibi gözükse de bundan çok daha ötesi, özellikle hikayenin bazı kesimlerinde öncesinde yaşadığımız olaylara farklı bir perspektiften bakma fırsatını sağlıyoruz ve dahil olduğumuz olayların sonuçlarını da yakından gözlemleme şansımız oluyor.


Keener'ın mirası ve oynanış değişiklikleri

Warlords of New York genişleme paketinin doğrudan devamı niteliğindeki Battle for Brooklyn, hikayeye önceki DLC’nin kaldığı nispeten ucu açık bir noktadan başlayarak son sürat devam ediyor 

ancak bu sefer, daha rafine bir anlatımla, hem karakter gelişimine hem de dünyanın evrimine odaklanan daha kompakt ama derin bir deneyim söz konusu. Yaklaşık 20 saatlik bir oynanış süresi sunuyor diyebilirim; yani tempolu bir oyuncu için tüm bölgeleri temizlemek, görevleri bitirmek ve açık dünya aktivitelerini sindire sindire oynamak bu süre zarfında mümkün. Elbette build'iniz yetersizse, ya da seviyeniz düşükse bu süre ciddi anlamda uzayabiliyor.


Henüz DLC taze taze çıkmışken ve satın almadan önce incelemelere göz atan ciddi bir oyuncu kitlesi varken hikayenin detaylarını açık etmek istemem. Bu yüzden spoiler vermeden, yalnızca şunları söylemekle yetineceğim:

Battle for Brooklyn’de hikayenin merkezine oturan iki karakter var: Dr. Kandel ve Theo Parnell. Daha önce Division evreninde karşımıza çıkmış bu ikili, bu sefer çok daha doğrudan ve belirleyici roller üstleniyorlar. Gordon Amherst’ün ismi de yeniden anılıyor; çünkü onun virüsü yayarken kullandığı 3D printer cihazı, bu yeni içerikte önemli bir rol oynuyor. Bu cihazın ne için kullanıldığı ya da kimlerin eline geçtiği gibi detaylar ise oynadıkça parça parça önünüze seriliyor.

Bu DLC’de öne çıkan bir diğer unsur da deepfake teknolojisi. Gerçek hayatta da sıkça tartışılan, sahte görüntülerle algı yönetimi yapan bu yapay zeka tabanlı teknoloji, Division evrenine de hızlı bir giriş yapıyor. Oyunun hemen başlarında bile bunun etkilerini doğrudan görebiliyorsunuz. Kimin gerçekten ne dediği, kimin ne zaman göründüğü, hatta kimin gerçekten hayatta olup olmadığı bile sorgulanabilir hale geliyor.

The Division, Rainbow Six gibi doğrudan Tom Clancy’nin yazdığı bir yapım olmayabilir. Ancak dünya tasarımı, politik arka planı, teknoloji ve güvenlik odaklı temalarıyla Clancy’nin mirasını taşımayı sürdürüyor. Eğer “modern askeri gerilim” lafını duyduğunuzda aklınıza gelen şeyler; karanlık komplolar, çifte ajandalar, teknolojik tehditler ve güvenlik güçlerinin gri çizgilerde gezinmesi ise, Battle for Brooklyn tam olarak bunu veriyor.


Üstelik sadece çatışmalarla değil. Dinlediğiniz ses kayıtları, bulduğunuz belgeler, çevredeki duvar yazıları ve terminal kayıtları sayesinde bu dünyanın arka planı sizin ayağınıza gelmiyor, siz onu parça parça topluyorsunuz. Her bulunduğunuz sokak köşesi, her taranan cihaz, bir şeyler anlatıyor. Division evrenine aşina olanlar için tüm bu detaylar birleşince ortaya çıkan tablo çok daha anlamlı hale geliyor.

İlk Division oyunundan hatırladığımız bu temizlik takıntılı, alevli ölüm mangası bir zamanlar virüsü yok etmek adına sokakları yakıp yıkan, ama bu uğurda sivilleri dahi gözünü kırpmadan harcayan bir çeteydi. Battle for Brooklyn’de onları yeniden karşımızda görünce insan ister istemez “Bunlar hala mı yaşıyor?” diye düşünmeden edemiyor. Ama yaşıyorlar. Hem de bu kez çok daha organize, çok daha saldırgan bir şekilde.

Ve işin en tehlikeli kısmı: artık sadece alev makinesiyle etrafı yakıp kül eden psikopatlar değiller. Artık ellerinde Purple Flame adı verilen yeni bir teknoloji var. Bu morumsu alev, sadece düşmana korkutucu bir görsel efekt sunmakla kalmıyor, zırh sistemimizi doğrudan hedef alarak maksimum zırh kapasitemizi eritiyor. Yani sadece vurulmuyorsunuz, zamanla zayıflıyorsunuz. Üstelik bu hasar geçici değil. Kısa sürede toparlanayım diyemiyorsunuz. Her karşılaşma, önceki çatışmanın tortusunu da taşıyor. Oyuna tam anlamıyla yeni bir gerilim seviyesi eklenmiş diyebilirim. Bu mekanik bana anında Judgment oyunundaki Mortal Wounds sistemini hatırlattı. Orada da yediğiniz her özel saldırı, can barınızın bir kısmınızı tamamen kilitliyordu ve ya sağlık kiti kullanmayı göze almalı ya da doktora görünmek zorundaydınız. Purple Flame’de de benzer bir mantık var: sadece “şu anki hasarı” değil, gelecekteki hayatta kalma şansınızı da şekillendiriyor. Hele ki uzun görevlerde, zırhınızı sürekli tamir etmeye alışkınsanız, bu mor alev karşısında birdenbire eliniz kolunuz bağlanmış gibi hissediyorsunuz.


Bu durum da oyunu farklı oynamaya itiyor. Artık her çatışmaya bodoslama dalmak değil, daha dikkatli plan yapmak gerekiyor. Bir Cleaners birimini görüp “ha bunlar zaten tanıdık, klasik alevli manyaklar” deyip geçemiyorsunuz. Purple Flame kullanan düşmanlara karşı önce pozisyon alıyor, sonra grup içindeki öncelikli hedefi seçiyor ve ona göre siperden çıkıp yeniden giriyorsunuz. Özellikle de armor regen üzerine kurulu build’ler burada bayağı zorlanıyor çünkü bu teknoloji zırhı zamanla kemiriyor ve iyileşmenize bile izin vermiyor.

Bir yandan da bu yeni sistem, takım oyunu oynayanlar için taktiksel kararların önemini artırıyor. Bir oyuncunun üzerine odaklandığında, diğerlerinin dikkat dağıtması ya da temizlik yapması gerekiyor. Yoksa hep birlikte o mor alevin altında bir güzel kuzu çevirmeye dönüşüyorsunuz.


İşte tam bu noktada, yıllardır geri dönmesi için oyuncuların beklediği ama bir türlü geri gelmeyen Smart Cover mekaniği Battle for Brooklyn ile yeniden sahneye çıkıyor. İlk oyunun belki de en stratejik becerilerinden biriydi bu: basitçe anlatmak gerekirse, siper aldığınız yüzeyi geçici bir güçlendirme alanına dönüştürüyordu. birçok oyuncunun “ya bu çok OP olur” diye düşündüğü bu sistem, aslında oyunun mevcut tehdit seviyesiyle oldukça dengeli ilerliyor. Smart Cover’ın süresi kısa, bekleme süresi uzun ve etkisi konumlandığınız siperle sınırlı. Yani haritada zıplaya zıplaya dolaşan bir tank olmuyorsunuz. Tam aksine, bir köşeyi tutup takım arkadaşlarınıza savunma noktası açmak için kullanıyorsunuz.

Oyuncular artık “ne kadar hızlı ateş ettim” değil, “nerede pozisyon aldım, hangi beceriyi ne zaman bastım” üzerinden başarıya ulaşıyor. Bu da oyunun temel çatışma ritmini kökten değiştiriyor. Artık her siper bir kale, her köşe bir stratejik karar alanı. Battle for Brooklyn’in daha metodik oynanış tarzını teşvik etmesinde bu iki mekaniğin de oldukça büyük bir payı var. Yani özetle: Purple Flame sizi geri adım atmaya zorluyorsa, Smart Cover sizi o adımı doğru noktada atmaya teşvik ediyor. Hem eski oyunculara göz kırpan, hem de yeni tehditlere karşı yeni çözümler sunan bu sistemin geri dönüşü, DLC'nin en yerinde kararlarından biri olmuş. Bunun bir benzeri mekaniği Battlefront 2 oynarken Battle Command yeteneğinde görmüştüm, iç çekmiştim o zaman Battlefield 4'te Operation Locker'da C'yi tutmaya çalışırken neredeydi bu yetenek diye, nasipte Division 2'de görmek varmış.


Değerlendirme

The Division serisi, her zaman benim için özel bir yere sahip oldu. İlk oyun çıktığında, o karla kaplı, kasvetli New York sokaklarında adım adım ilerlemek; soğuk, gri atmosferin ve üst üste yığılmış ceset torbalarıyla dolu Dark Zone'un içine girmek bambaşka bir deneyimdi. O dönem, o atmosferle bağ kurmak kolaydı; çünkü oyun adeta bir belgesel gibi, post-apokaliptik ama gerçekçi bir dünya sunuyordu.

Kışın ortasında hayatta kalmaya çalışan insanların çaresizliği, yıkılmış şehir dokusu ve soğuk renk paleti bana unutulmaz bir deneyim yaşatmıştı. Bu yüzden The Division’daki o karlı, soğuk New York atmosferi benim için her zaman favori oldu. Fakat Battle for Brooklyn ile The Division 2’ye döndüğümde, bu kez farklı bir deneyim yaşadım. İlk oyundaki o kasvetin yerini daha canlı, daha dinamik ve oynanışa daha çok odaklanan bir yapı almıştı. Kışın soğuk sessizliği yerine, Brooklyn’in harabeleri ve yakılmış binalarının arasında, sürekli hareket eden, oyuncuyu tetikte tutan çatışmalar var artık. Bu açıdan baktığımda, The Division 2’nin atmosferi bana hala hitap etmiyor olsa da genel anlamda çok daha ilerlemiş olan oynanışı, akıcı çatışmaları bunu örtmeyi başarıyor. Şahsi görüşüme göre, günümüzün bilim kurgu temalı, bazen gerçeklikten uzak, fazla fantastik ve aşırı abartılı aksiyon oyunları arasında The Division 2 hala en gerçekçi, en doğal ve en sağlam deneyimi sunan yapım konumunda.

Eğer bu türde bir oyuna tek başınıza veya arkadaşlarınızla başlamayı düşünüyorsanız ilk tercihiniz kesinlikle The Division 2 olmalı zira ayırdığınız vakte oranla bu kadar verimli bir şekilde keyif alabileceğiniz başka bir oyun piyasada henüz mevcut değil ve serinin üçüncü oyunu gelene kadar da muhtemelen bu böyle kalacak. Eğer benim gibi geri dönen bir oyuncu iseniz de kesinlikle level boost ile sizi direkt DLC'ye başlatan paketi satın almanızı tavsiye ederim.

Olumlu Yanları

  • Year 7 vizyonuna uygun bir şekilde tasarlanmış, çatışmalar çok daha zorlayıcı ve keyifli, oyuncuları daha taktiksel düşünmeye ittiriyor.
  • Brooklyn tam anlamıyla keşfedilebilir olmuş.

Olumsuz Yanları

  • Sadece ana hikayeyi yan aktivitelere dokunmadan ve fast travel kullanarak çok hızlı bir şekilde tek oturuşta bitirebiliyorsunuz, her ne kadar tatmin edici bir genişleme paketi olsa da daha uzun olmasını tercih ederdim.
  • Görev yapısında eski şablonlar hala korunuyor yani "alanı temizle, tuzağa düş, tekrar savaş" döngüsünü devam ettiriyor.
  • Türkçe dil desteği mevcut değil, umarım serinin üçüncü oyununda bunun değiştiğini görebiliriz.

Son haberler