Elder Scrolls 4: Oblivion Remastered

İçindekiler

Oyun incelemeleri

Elder Scrolls 4: Oblivion Remastered - İnceleme

21 Mayıs 2025 00:46 | 25 Mayıs 2025 00:46 Google News Abone Ol
İmparatorluk tahtı bir kez daha boş, gökyüzü kana çalıyor, Oblivion kapıları yeniden aralanıyor. Cyrodiil'in bir kahramana her zamankinden çok ihtiyacı var...

The Elder Scrolls 4: Oblivion, yıllardır mod desteğiyle ayakta kalmayı başaran, birçok oyuncunun hafızasına kazınmış bir efsaneydi. 2006’da hayatımıza giren bu klasik, istismar etmeye çok müsait olan akrobasi yeteneği ve büyü sistemi, garip yüz animasyonlarına eşlik eden dramatik zoom efekti ve bir NPC'nin envanterine ekmek koyduğunuz için oyunun tamamen çökmesi gibi, Bob Ross’un deyimiyle “mutlu hataları" ile yıllarca kendisinden bahsettirdi. Şayet ne derler bilirsiniz; hatasız kul, bugsız Bethesda oyunu olmaz. Ama tüm bu teknik pürüzlerin arkasında, döneminin çok ötesinde bir özgürlük duygusu, soluksuz keşfedilecek bir açık dünya ve hafızalara kazınan bir anlatı saklıydı.

Şimdi ise Oblivion Remastered ile tadına doyulamayan her şey modern teknoloji sayesinde yeniden hayat buluyor. Bethesda’nın göz bebeği, Todd Howard’ın her fırsatta andığı gurur kaynağı bu rol yapma klasiği, neredeyse yirmi yıl sonra Unreal Engine 5’in gücüyle baştan sona yeniden inşa edildi.


Oblivion Remastered, 22 Nisan 2025’te sürpriz bir “shadow-drop” ile, hiçbir duyuru ya da geri sayım olmadan, PC, PS5 ve Xbox Series X|S platformlarında eş zamanlı olarak yayımlandı. Bu beklenmedik çıkış sadece oyuncuları şaşırtmakla kalmadı, aynı zamanda oyunun etrafında halihazırda birikmiş olan heyecanı daha da büyüttü. Anlık oyuncu sayılarında rekor kıran yapım, sosyal medyada da büyük bir etkileşim yarattı. Ancak bu tür ani çıkışların, özellikle aynı tarihlerde oyun yayımlamayı planlayan daha küçük çaplı stüdyoları olumsuz etkilediğini düşünenler de oldu.


Endüstride tartışmalar halen sürüyor. Ben ise başta PS5 için fiziksel versiyonunu almayı planlıyordum. Koleksiyon yapıyor olmam nedeniyle mümkün olduğunca kutulu sürümleri tercih ediyorum. Ancak Game Pass aboneliğim boşta dururken ve çocukluk anılarım hala Cyrodiil’in pastel ormanlarında, sisli dağ yollarında, bana Mustafar'ı anımasatan Daedric portalların ötesinde dolaşırken yaşadığı heyecanla doluyken, daha fazla bekleyemedim. Parmaklarım çoktan kararımı vermişti. İndirme butonuna bastım. Birkaç saat sonra ise, yıllar önce beni büyüleyen o dünyaya yeniden adım attım.


Kıyamet'in ayak sesleri

Her şey, kim olduğumuzu ve neden orada bulunduğumuzu bilmediğimiz karanlık bir zindanda uyanmamızla başlıyor. Bu, bir tesadüf değil; Elder Scrolls serisinin her bir halkasında kader, bizi zincirlerle karşılıyor.

Morrowind’de bir gemide yabancı bir topraklara sürükleniyoruz, Skyrim’de celladın baltasının gölgesinde bekliyoruz. Ama Oblivion’da, bu sefer kader yalnızca bizi izlemiyor, bizzat doğrudan hücremizin kapısını çalıyor. Nirn’in tarihindeki en büyük kırılma anlarından biri, sessizliğimizi paramparça eden ayak sesleriyle başlıyor. İmparator Uriel Septim, gizli bir kaçış rotası kullanmak üzere, sadık Blades muhafızları eşliğinde zindanlara iniyor fakat yol, hiç beklenmedik şekilde bizim hücremizden geçiyor.


Bu İmparator için yalnızca bir kaçış değil; aynı zamanda kehanetin vücut bulmuş hali. İmparator, gözleriyle bizi süzüyor. Yaşının ve dünyanın yükünü omuzlarında taşıyan bir hükümdar olarak, sözleri yumuşak ama kesin: “Sen rüyalarımdaki kişisin.” Septim, Cyrodiil'in yaklaşmakta olan hazin sonuyla ilgili olan ve geleceğin habercisi olduğuna inandığı rüyalarında gördüğü çehrenin sahibi olduğumuza yürekten inanıyor. Biz kim olduğumuzu dahi bilmezken, o kaderimizin ne olduğunu biliyor.

Tutsak olmamız önemli değil; çünkü bu zincirler, yalnızca geçmişin gölgesi. Önümüzde uzanan yol ise bir imparatorluğun kaderiyle örülü. İmparatorun sözleriyle kafamızda yankılanan sorulara henüz cevap bulamamışken, Blades muhafızları eşliğinde dar ve soğuk taş koridorlarda ilerlemeye başlıyoruz. Her adımda duvarlara daha da yaklaşan tehlikenin nefesini hissediyoruz. Gölgelerin içinden gelen fısıltılar, kısa süre sonra kılıçların çarpıştığı, kanın taşa karıştığı bir sahneye dönüşüyor. Uriel Septim’in kaçışı, çok geçmeden bir suikaste sahne oluyor. Karanlık cüppeler içindeki gözlerini hiddet bürümüş saldırganlar, Yıkım'ın Tanrısı olarak bilinen Daedric Prens Mehrunes Dagon uğruna yaşayan son Septim'in de canını alıyor. Uriel Septim gözlerimizin içine bakarak Amulet of Kings'i ellerimize bırakıyor. Bu yalnızca bir kolye değil, tüm Nirn ile tanrılar arasındaki kutsal bağı simgeleyen, yüzyıllardır Septim Hanedanı'nın taşıdığı kadim sembol. Onun bu kutsal emaneti bize teslim etmesi, aynı anda hem bir güven göstergesi hem de taşıdığımız kaderin ağırlığını omzumuza yükleyen bir vasiyet...


Ancak maalesef burada nokta koymamız gerek zira Oblivion, çıkışının üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da hala birçok oyuncu tarafından henüz tam anlamıyla keşfedilememiş bir şaheser. Orijinal oyunun mekanikleri ve grafik yapısı çoğu oyuncuyu zamanında uzak tutmuş olabilir lakin bu Remastered sayesinde, o unutulmaz hikayeye sıfırdan adım atacak birçok oyuncu ve potansiyel okuyucular için bu deneyimi mahvetmek doğru olmaz. İmparatorun ölümünden sonra yaşanacakları, Oblivion Kapıları'nın ardında yatan dehşetten bahsetmek yakışık almaz. Çünkü bazı yolculuklar anlatılmaz, yaşanır.

Orijinal vs remastered: Bütün değişiklikler

Oblivion Remastered, serinin ruhuna sadık kalırken yıllardır eleştirilen veya zamanla demode hale gelmiş pek çok sistemi akıllıca güncelliyor. Artık fatigue, yakın dövüş hasarınızı etkilemiyor. Bu, kılıç sallarken nefes kontrolü yapmaya çalışmak yerine tamamen stratejiye ve zamanlamaya odaklanmanızı sağlıyor. Diğer yandan, savaş dışında canınızın otomatik olarak yenilenmesi, özellikle açık dünyada keşfe çıktığınızda oyunun akışını kesintisiz ve keyifli hale getiriyor. Bu sistem doğrudan endurance ile ilişkili; yani karakterinizi nasıl geliştirdiğiniz, ne kadar hızlı toparlandığınızı belirliyor.

Bir diğer ince ama önemli dokunuş: kısa kılıçlar ve hançerler artık strength değil, agility statüsüyle ölçekleniyor. Bu, hırsızlar, suikastçılar ve gizlilik üzerine oynayan karakterler için ciddi bir denge avantajı sağlıyor. Ayrıca kavgaların artık daha az şansa dayalı olması da dikkat çekici: stagger artık rastgele değil. Sadece staminanız sıfırken blok yaparsanız yere düşüyorsunuz. Yani her çarpışma, daha adil ve öngörülebilir. Ve belki de en çok tartışılan değişiklik: ağırlık sınırını aşmak sizi tamamen durdurmuyor.

Artık taşıma kapasitenizi aşsanız bile yürüyebiliyorsunuz. Koşmak ve hızlı hareket etmek yok, ama en azından loot dolu bir zindandan çaresizce eşya atmak zorunda değilsiniz. Benim gibi loot goblinlerinin yüzü güldü diyebiliriz yani! Seviye atlama sistemi de kökten elden geçirilmiş. Artık sadece büyük beceriler değil, küçük becerilerden de deneyim kazanabiliyorsunuz. Üstelik seviye atladığınızda, puanlarınızı istediğiniz becerilere özgürce dağıtabiliyorsunuz. Bu, karakter gelişimini eskisine göre çok daha akıcı kılıyor.

Kullanıcı arayüzü tarafında da büyük kolaylıklar var: harita filtresi sayesinde hangi tür yerleri görmek istediğinizi seçebiliyorsunuz. Dilerseniz sadece şehirleri, sadece mağaraları ya da hiçbir şeyin gözükmemesini bile seçebilirsiniz. Ayrıca, boş sandıklarda artık "boş" etiketi çıkıyor, tıpkı Skyrim’de olduğu gibi. Bu, özellikle uzun zindanlarda zaman kazandırıyor ve envanter yönetimini çok daha verimli hale getiriyor. Ve en çok alkışlanması gereken detaylardan biri: ek görevlerin artık oyun başında anında başlamaması.


Fallout New Vegas’ta, dışarıya adım atar atmaz ekranı işgal eden 8-10 görev bildirimini ve eklenen eşyaları görmek, atmosfere dalmayı zorlaştırıyor, anlatımı parçalarıyordu ve ister istemez kafanızda çizdiğiniz rotadan da sapıyordunuz. Remastered'da bu içerikler ya ilgili bölgeye gidince, ya o konuyla ilgili bir NPC ile konuşunca ya da ortamda duyduğunuz konuşmalar aracılığıyla tetikleniyor. Hem doğal, hem merak uyandırıcı, hem de hikayeye hizmet eden bir çözüm. Yine de tüm bu iyileştirmelere rağmen, Fallout 4 ve Skyrim’de olduğu gibi temizlenen zindanların haritada “tamamlandı” şeklinde işaretlenmemesi, zamanla hangi mağarayı bitirdiğinizi unutmanıza sebep olabiliyor.

Özellikle benim gibi her şeyi %100 yapma konusunda hevesli oyuncular için küçük ama hissedilir bir eksiklik. Grafiksel ve ses anlamında yapılan iyileştirmeler de dikkat çekici. Oblivion Remastered, Unreal Engine 5 ile yeniden inşa edilmiş ve bu sayede ışıklandırmalar, dokular ve çevresel detaylar günümüz standartlarına taşınmış. Ancak, müzikler konusunda farklı bir yaklaşım benimsenmiş. Jeremy Soule'un efsanevi besteleri değiştirilmemiş ve orijinal haliyle korunmuş. Bu karar, bazı çevrelerde tartışmalara yol açsa da, Bethesda'nın remaster sürecinde müzikleri yeniden düzenleme veya geçiş efektleri ekleme gibi bir adım atmadığı görülüyor. Bu sayede, oyunun atmosferi ve nostaljik hissiyatı korunmuş.

Modelleme tarafında karakter yüzleri, animasyonlar ve zırh dokuları büyük ölçüde elden geçirilmiş. Karakterlerin mimikleri artık daha doğal, diyaloglar sırasında göz teması ve yüz ifadeleri daha inandırıcı. Özellikle karanlık alanlardaki volumetrik ışık kullanımı ve gölgelendirme sistemi, zindanların havasını ciddi biçimde değiştiriyor. Sisli ormanlar, parlayan büyüler ve gece gökyüzündeki aurora efektleri gibi detaylar da yeni görsel motorda oldukça etkileyici görünüyor. Ses tasarımı açısından çevresel sesler modern standartlara göre zenginleştirilmiş. Şehirlerde NPC’lerin ayak sesleri, pazar yerlerinin uğultusu, ormanlardaki kuş cıvıltıları veya mağaralarda yankılanan damlalar artık çok daha derin ve atmosferik bir deneyim sunuyor. Büyü efektlerinin ve silah çarpışmalarının sesleri de güncellenmiş, böylece her vuruş daha tatmin edici hissediliyor.

Değerlendirme

Oblivion Remastered, yıllardır gönlümüzde taht kuran lakin bir yandan da her andığımızda ihtiyar dedemiz gibi “eskiden her şey ne güzeldi, siz bilmezsiniz o günleri” edasıyla gevelediğimizi hissettiren o oyunun gerçekten de ne kadar güzel olduğunu bize yeniden hatırlatıyor ve birçok yeni oyuncuya da giriş imkanı sağlıyor. Serinin ruhunu kaybetmeden, zamanın tozunu silkeleyerek geri dönmek kolay iş değil. Bethesda harbiden bu yapım ile bütün oyun camiasına “bak kardeşim o iş öyle değiş böyle yapılır” demiş, darısı Knights of the Old Republic'e artık demek düşer bize de. Tabii ki her şey mükemmel değil; bazı modern konfor eksiklikleri hala hissedilebiliyor özellikle üçüncü kişi bakış açısından rol yapma oyunları oynamaya alışmış olanlar pek bir memnuniyetsiz.

Ama şu haliyle bile, Oblivion Remastered bir “nostalji, kalite ve iyi olan her şey” tabağıyla biz oyuncuları doyurmayı başarıyor. Ellerinize sağlık.

Olumlu Yanları

  • Vaktinde tarihe ismini altın harflerle yazmış bir şaheseri daha modern bir altyapıyla tadabilmek adına eşsiz bir deneyim.
  • Oynarken bana Demon's Souls'u anımsatan nefes kesici grafikler.

Olumsuz Yanları

  • Türkçe dil desteğinin maalesef olmaması. Türkiye'deki oyuncu topluluğu hiç azımansacak bir kitle de olmamasına rağmen maalesef yeni çıkan oyunlarda bile bu bariyer ile karşılaşıyoruz.
  • Her şeye rağmen ağırlığını arada özellikle dövüş sekanslarında hissetirebiliyor.

Elder Scrolls 4: Oblivion Remastered - İnceleme

Mükemmel

İmparatorluk tahtı bir kez daha boş, gökyüzü kana çalıyor, Oblivion kapıları yeniden aralanıyor. Cyrodiil'in bir kahramana her zamankinden çok ihtiyacı var...

Reviewer Can Yeşil

Microsoft Windows platformunda incelenmiştir.

Elder Scrolls 4: Oblivion Remastered

Son haberler