Vizyon

HBO The Last of Us #1 İncelemesi

0

Serinin ilk oyununun çıkışının üstünden tam olarak 10 sene geçtikten sonra, nihayet The Last of Us hikayesini HBO uyarlaması olarak ülkemizde BluTV üzerinden izleme fırsatı bulduk. Pedro Pascal’ın Joel’u canlandırdığı ve Bella Ramsey’nin Ellie’yi canlandırdığı bu The Last of Us HBO uyarlamasının ilk bölümünü gelin beraber inceleyelim. (Bu inceleme spoiler içermektedir.)

The Last of Us HBO

The Last of Us Part 1’in hikayesini şu ana kadar sadece Playstation konsolu sahipleri deneyimleyebiliyordu. Mart 2023’te PC’ye The Last of Us Part 1 Remastered gelecek olsa bile, ekranlara bir dizi olarak yayımlanması hikayenin oyuncuları da aşarak çok daha büyük bir kitleye ulaşılabilir hale gelmesini sağladı. Tabii bir de HBO uyarlaması olduğu için ve HBO dizi konusunda eline su döktürmediği için, ilk bölüm genel olarak çok sevildi.

Herkese ulaşan hikaye

Hikayenin oyundan ayrı bir şekilde öne çıkan en önemli özelliği bence oyunda eksik kalan yerleri doldurması. İlk bölümün en başında, daha Joel ve Sarah ile tanışmamışken, oyunun ana konusu olan kordiseps mantarı virüsünün dünyaya yayılma ihtimalinin olup olmayacağı tartışılan 1960 yılından bir tartışma programıyla hikayenin neden/nasıl başladığını öğrenmiş oluyoruz. Daha sonradan hikayemiz 2003 yılına geçiş yapıyor ve biz Joel’ın kızı Sarah ile tanışıyoruz. İşte orada, 2013 yılından beridir hepimizin kalbini kıran The Last of Us Part 1 başlangıç sahnesinden önce, hem Sarah’yı hem de virüs başlamadan önceki Joel’u biraz daha tanıma fırsatımız oluyor.

Virüs yayılmadan hemen öncesi

Yukarıda da belirttiğim gibi, hikayenin oyunun göstermediği yerleri doldurması en önemli özelliklerinden bir tanesi. Açıkçası oyunun açılış sahnesinden önce nelerin olup bittiğini görmek ve Sarah’yı daha iyi tanımak, açılış sahnesinin sonunda Joel’un kollarında ölen Sarah’nın oyuna göre çok daha çarpıcı ve gerçek olmasını sağladı. Çünkü Sarah, hem komşuları tarafından sevilen ve onlarla boş zamanlarında vakit geçiren hem de babasının doğum günü için kendisinin düzelttirmeye uğraşmadığı kol saatini tamir ettirmeye götüren sevgi dolu bir kız.

Virüs yayılmadan hemen öncesinde radyodan ve televizyondan virüsle ilgili haberleri arkadan duyarken aynı zamanda Sarah’nın komşusu yaşlı teyzenin bir Hastalıklı’ya dönüşmesi ve dönüşmeden önce komşu köpeğinin Sarah’nın peşinden gitmesi, Sarah’nın birebir bu virüse tanık olduğunu görmek gergin atmosfer yüzünden tırnak yedirtecek türden. Joel’un kardeşi Tommy’yi nezaretten çıkartmak için evde olmaması ve Sarah’nın evde yalnız olması insanın (sonunu bilse bile) panik olmasına neden oluyor. Gerilim atmosferi o kadar güzel verilmişti ki, Sarah eve gelmeden hemen öncesinde saatçinin haberi alıp dükkanı kapatması, şehirden ikide bir ambulans/polis arabalarının geçmesi ve bunun gibi etkiler en sonunda ağzından mantar çıkan Hastalıklı yaşlı teyze Joel tarafından öldürülmeden önce gergin atmosferin zeminini hazırlıyor.

Sonrasında gelen oyunun açılış sahnesiyle birlikte hem Sarah’yı kaybediyoruz hem de yirmi sene atlamadan önce Joel’un geçmişine tanıklık etmiş oluyoruz. Burada Pedro Pascal’ın Joel rolü için harika bir seçim olduğuna emin olmuş oldum. Oyunla yan yana konulduğunda hiçbir şekilde sırıtmayan Pedro Pascal, Joel’un yaşadığı acıyı o kadar güzel sahnelemiş ki, izlerken kalbim paramparça oldu.

Yirmi yıl sonra, bir FEDRA bölgesinde

Bu sahneden sonra yirmi yıl atlıyoruz ve oyunun geçtiği zamana geliyoruz. Virüs tüm dünyayı ele geçirmiş ve bu yüzden FEDRA adındaki askeri hükümet kapalı şehirler tasarlamış. Joel burada her türlü işi yaparak bir şekilde cezası ölüm olsa da Boston şehrinden kaçıp devrimci militan grup Ateşböcekleri’ne katılan kardeşi Tommy’i bulmak için çabalıyor. Kardeşinden üç haftadır haber alamayan Joel’un ne pahasına olursa olsun bir akü bularak ortağı Tess ile Tommy’i bulma kararlılığına, yine Pedro Pascal’ın performansıyla iliklerimize kadar hissetmiş olduk.

FEDRA bölgesinin işleyişi hakkında birçok fikir sahibi olmuş olduk; yapılan işler, arkada dönenler (örneğin Joel’un bir askere uyuşturucu satarak bilgi alması), yaşayan ve hayatta kalan insanlar, hastalıklı insanlara ne olduğu vb. bilgiler çok güzel işlenmiş. Şehrin içindeki ümitsizliğin de ayrıca çok güzel iletildiğini düşünüyorum.

Daha sonrasında dizi bizi Ellie ile tanıştırıyor. Her ne kadar Bella Ramsey, oyundaki Ellie’ye fiziksel olarak benzemese de konuşma şeklinden, hareketlerinden ve mimiklerinden onun Ellie olduğunu çok rahat anlıyorsunuz. Başka birinin bu kadar güzel ve gerçekçi bir Ellie rolü çıkartabileceğini düşünmüyorum, ne yalan söyleyeyim. Burada Ateşböcekleri kumandanı Marlene, Ellie’nin enfekte olup olmadığını anlamak için birçok test yapıp en sonunda Ellie’nin bağışık olduğunu keşfediyor ve onun öbür taraftaki Ateşböcekleri’ne götürülmesi için Joel ve Tess ile anlaşıyor (buradaki detayları geçiyorum, tek diyebileceğim şu ki bence Marlene de Tess de cuk oturmuş).

Ellie, Joel ve Tess tam FEDRA bölgesinden çıkarlarken Joel’un daha önceden bilgi aldığı asker onları yakalıyor ve Ellie’nin enfekte olduğunu öğrenince tam Ellie’ye saldıracakken Sarah’nın başına gelenleri hatırlayan Joel, askeri döverek öldürüyor. Burada yine Pedro Pascal’a şapka çıkartmak gerekiyor, yirmi yıl öncesinde çaresizce kızını kaybeden Joel’un bu sefer hırçınlıkla askere saldırması ve o anın hıncını her yumruk darbesiyle almaya çalışması gerçekten çok başarılıydı. En sonundaki sahnede karanlık Boston şehrinden yukarı çıkan kamera, karakterlerimizin önünde olan uzun, gizemli ve tehlikeli yolun ne kadar büyük olduğunu da gösterir nitelikteydi.

Uyarlama dediğin böyle olur!

Dürüst olmak gerekirse, gerçekten de uyarlama dediğimiz böyle bir şey olmalı. Bir süredir oyun uyarlaması olan dizilerin çok tutmadığını biliyoruz. The Last of Us HBO uyarlamasında bunun olmamasının birkaç sebebi olabilir; hem oyunun yaratıcısı Neil Druckmann’ın da bu dizide yaratıcı olması, hem uyarlama diyerek tam olarak farklı bir şey yapmaktansa orijinal hikayeye sadık kalarak eksiklikleri doldurmaları hem de harika oyuncu performansları bunun en önemli etkilerinden.

Benim ayrıca hoşuma giden oyundaki minik detayların diziye eklenmesi (örneğin Joel ve Sarah’nın izleyeceği film normalde oyunda da yer alıyor) ve kamera açılarının bazı yerlerde oyun gibi hissettirmesi (aynı bahsettiğim filmin Joel’un elinde olduğu anı Joel’un bakış açısından görmemiz) gibi minik detaylar. Bunlar dışında atmosfer, makyajlar, kıyafetler, çevre tasarımları, karakterler gerçekten üzerine uğraşıldığını gösteriyor. Ayrıca bölümlerin Netflix’ten alıştığımızın aksine tek seferde değil de hafta hafta çıkması, hepsini sindirerek izlememizi ve gelecek bölüme daha da çok heyecanlanmamızı sağlıyor. Sonraki bölümde görüşmek üzere!


Tuana Seda Hürmen
Oyun Günlüğü Yazarı