0

Video oyunlarına olan ilgilinin son dönemlerde ülkemizde hızlıca artması beraberinde yerli oyun yapma hevesini de getirdi. Son yıllarda onlarca bağımsız yapımların çıkışına tanık olduk, onları festivallerde veya gamejam’lerde deneyimledik, yeri geldi özgünlükleri üzerlerinde tartıştık.

Bu yerli oyun furyası aslında yeni bir heyecan değil. Ta 1990’lı yıllarda dönemin gençleri ellerindeki imkanı kullanarak dönemin PC’ye göre daha ulaşılabilir platformu olan Amiga konsolunda oyunlar yapmaya başlamışlardı. Bu oyunlar satış anlamında çok büyük başarılar elde etmemiş olsalar bile Türk oyun sektörü için birçoğu efsane olmayı başardı.

Nostalji Günlüğü’nün bu bölümünde sizlerle bu bereketli topraklardan çıkmış olan Türkiye’nin ilk rol yapma oyunu unvanına sahip İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları’nı ele alacağız!

İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları

Umut tarlasında lale yetiştirmek

1990’larda oyun yapmaya hevesli bir grup genç SiliconWorx adı altında birleşti ve 1993 yılında Amiga konsolu üzerinde dünyanın ilk çiftlik simülasyonu oyunu olan Umut Tarlaları’nı yayımladılar. Umut Tarlaları, içinde kendisine özel Amiga kutusu ve korsan engelleme özelliği dahil olan bir pazarlama stratejisiyle çıktığı sene bin kopya satmayı başarmıştı.

1994 yılına gelindiğinde SiliconWorx, bu sefer İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları adında yine Amiga üzerinde dönemin furyası olan rol yapma türünde bir oyun yayımladı ve bu şekilde Türkiye’deki ilk rol yapma oyunu ortaya çıkmış oldu. Lale Savaşçıları, daha sonradan 1996 yılına gelindiğinde PC’ye de eklendi.

Televizyondan belediye başkanına uzanan lale savaşçıları

Oyunun içeriğine geçmeden hemen önce zamanındaki ününden bahsedelim. Lale Savaşçıları, 1994 yılında çıktığında ATV’nin Kent Sokakları isimli programında haber olmuştu. Bu programa röportaj veren oyun yapımcıları Özgür Özol ve Özgür Doğu Gürcan, oyunun fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlatıp hakkında detaylar vermişlerdi. Bunun yanı sıra, oyundaki fantastik İstanbul’un Beşiktaş belediye başkanını değiştirdiklerini aktarırlarken dönemin Beşiktaş belediye başkanı Ayfer Atay’dan da destek görmüşlerdi.

Dönemin oyun haberciliğinde ve sektöründe Lale Savaşçıları’nın yerini yadsımamakta fayda var: 1998 yılının şubat ayında LEVEL dergisi, tüm sayıyı Lale Savaşçıları hakkında hazırlamıştı. Bu sayıda hem Lale Savaşçıları’nı tanıtıyor hem inceleme yapıyor hem de tam çözümünü oyunculara aktarıyordu. Hatta çoğu forumda Lale Savaşçıları’nı deneyimleyen oyuncuların çoğunluğunun oyunun kopyasına LEVEL’in dağımı sayesinde eriştikleri yazmakta.

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, 1994 yılında bir grup arkadaşın çıkarttığı bir oyunun hem Türkiye’nin televizyonunda yer etmesi hem de Beşiktaş belediye başkanının bile dikkatini çekmesidir. Dönemin oyun pazarının çok küçük olmasından ötürü Lale Savaşçıları iki binden az kopya satmış olsa bile 2005 yılında TeknolojiTV’ye verdikleri röportajda Özgür Özol, oyunun herhangi bir satış beklentisinden ziyade sadece arkadaşlar arasındaki bir iddiadan ortaya çıktığını ve daha çok kendilerini ispat etme motivasyonuyla yaptıklarını aktarmıştır.

Fantastik İstanbul’un fantastik hikayesi

Peki, Lale Savaşçıları nasıl bir İstanbul’u korumakla görevliler? Oyunun başlarında oyuncunun karşısına çıkan Silikon Baba, İstanbul’un hikayesini oyuncuya aktarır.

Anlattığına göre İstanbul, Bosfor Savaşı’ndan “elli billah” sene önce Rıdvan ve adamları tarafından yönetilen ve farklı farklı insanların bir arada yaşadığı bir şehirdir. Daha sonrasında dağlı Yabgu, İstanbul’u işgal eder ve dolayısıyla herkesi esir eder. Rıdvan, şehri geri almak için Edirne’den gelir ve onun için savaşanlar arasında eşekarısı Barbaros da vardır. Savaş esnasında Rıdvan, yakın arkadaşı Hüsnü tarafından ihanete uğrayıp öldürülür ancak Barbaros sayesinde Bosfor Savaşı kazanılır.

Rıdvan’ın yokluğunu fırsat bilen eski düşmanlardan Gavur İmam, Yabgu ile anlaşıp Barbaros’un yönettiği İstanbul’a saldırınca Bosfor Savaşı gerçekleşir ancak kaybederler. Bunun sonucunda Yabgu ölürken Gavur İmam da ortalıktan kaybolur.

Oyunun ana konusu, Barbaros’un önceki akşam zehirlenmesinden ve dolayısıyla Gavur İmam’ın veya diğer adıyla Şeyh Cehalet’in İstanbul’a saldırmasından ilerler. Lale Savaşçıları’nın amacı, İstanbul’u Şeyh Cehalet’in karanlığından kurtarmaktır.

Oyun, Mecidiyeköy Otoparkı’ndaki bir grup gencin bir portal aracılığıyla bu fantastik İstanbul’a gitmeleriyle ve İstanbul’u kurtarmak için karşılarına çıkan düşmanlarla savaşmalarıyla başlar. Dolayısıyla oyunun son boss’u da Şeyh Cehalet’tir. Özgür Özol, Lale Savaşçıları fikrinin ortaya çıkışının kendi yaşadıkları bir deneyim olduklarını söylüyor. Özol, bir gün Mecidiyeköy Otoparkı’nın önünde bir kadının yobaz biri tarafından saldırıya uğradığına tanık olduklarını, arkadaşlarıyla İstanbul’u bu kişilerden kurtarmak adına neler yapabileceklerini konuşurlarken Lale Savaşçıları’nı tasarladıklarını aktarıyor.

İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları

Savaşan İstanbul ‘ırkları’ ile rol yapmak

Lale Savaşçıları, karakter yaratma alanında kendine has İstanbul ırklarını bize sunuyor. Bunlar, “maganda, lavuk, irospa, memur, öğretmen, öğrenci, siliconian” olarak yedi farklı tür olarak karşımıza çıkıyor. Bu yedi farklı türden oluşan dört kişilik bir grup oluşturup oyuna başlayabiliyorsunuz.

Oyunun bu yedi tür dışında karşısına çıkan farklı farklı karakterleri mevcut. Bunlar da yukarıda bahsettiğimiz Silikon Baba, Phantom of the Mecidiyeköy Otoparkı, Beşiktaş Belediye Başkanı Rüknettin Çörek, dekan Taazettin Sebur vb. birçok yan karakter hikayede karşımıza çıkıyor. Onların dışında eşya satıcıları ve vecize öğreten NPC’ler de bulunuyor, bu da oyuna bir alışveriş ve ticaret mekaniği ekliyor.

Bu karakterlerin en güzel özelliği hem diyalogları hem de karakter tasarımları. Çizimleri birbirlerinden farklı ve fantastik olan bu karakterlerin konuşmalarını okumak oldukça eğlenceli.

Mekanlar, çevre ve niceleri

Portaldan içeri girdiğimizde karşımıza çıkan fantastik İstanbul’da farklı farklı semtlere gidebiliyoruz. Bu semtler: Beşiktaş, Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Beyoğlu, Beyazıt, Ortaköy, Sarıyer, Ümraniye, Kız Kulesi, Fatih ve oyunun başındaki Mecidiyeköy. Bir semtten ötekine giderken kuşbakışı bir İstanbul haritasıyla karşılaşıyoruz ve gideceğimiz semti seçerek direkt kısa yoldan o semte ışınlanabiliyoruz.

Tabii 1994 yılında çıkan bir oyunda bu semtleri teker teker farklı unsurlarıyla görmek çok mümkün değil; semtlerin hepsi aynı zindan (dungeon) düzenine sahip, o yüzden yazılar dışında semtlerin farklılığını anlamak çok kolay değil. Bu zindan haritasını da elimizdeki pusula ile, birinci şahıs kamera açısı şeklinde deneyimleyebiliyoruz.

Bunun dışında savaş anında kamera uzaklaşıyor ve eski tip sıra tabanlı rol yapma oyunlarında olduğu gibi grubumuzdaki tüm kahramanları izometrik bir taban üzerinde düşmanlarla savaştırıyoruz. Gri zeminin arka kısmında ufukta bulunan camii silüeti de bizlere fantastik de olsa İstanbul’da olduğumuzu hatırlatıyor.

Zopalı ve özdeyişli savaş mekanikleri

Savaş mekanikleri hem silahlardan hem ekipmanlardan hem de vecizelerden oluşuyor. Oyunda envaiçeşit silah ve kelime dağarcığına göre öğrenilecek vecizeler mevcut. Bu vecizeler hem düşmanı etkisiz hale getirmek hem koruma sağlamak hem de hasar vermek için kullanılabilir. Silahlar da uzun menzilli ve kısa menzilli olarak, ayrıca ırklar üzerinde farklı etkiler olarak sınıflandırılıyor. Bunların dışındaki çiklet gibi ekipmanlar can, güç, dayanıklılık, kelime dağarcığını artırmak vb. işler için kullanılıyor. Savaş sonrasında yorulan karakterlerimizi dinlendirmek için kamp yapıp güçlerini ve damak tatlarını yenileyebildiğimizi de aktarmayı unutmayalım.

“Verecek ışığı olmayan karanlığı sever”

Lale Savaşçıları’nın sonunda Şeyh Cehalet ile savaşıyoruz ancak sonrasında 3D bir ejderhaya dönüşmesiyle ilk bölüm olan Lale Savaşçıları bitiyor. Bu nedendir ki devam oyunu düşünülmüş olan İstanbul Efsaneleri’nin hikayesi maalesef ilk bölümü olan Lale Savaşçıları ile başlayıp bitiyor. Yenilmeyip 3D ejderhaya dönüşen Şeyh Cehalet şu anda neler yapıyor, kimsenin bir fikri yok.

Bitirmeden önce son olarak oyunla ilgili bulduğum detayları aktarayım. İyileri ve kötüleri düşünürken kötüler için Özgür Özol, aklına “karanlık, örümcek ve sakal” geldiğini aktarıyor. Bu yüzden karanlıklar içindeki sakallı Şeyh Cehalet, omzunda bulunan örümceğiyle tüm oyunun ana düşmanı oluyor.

Oyunun aynı zamanda çıktığı dönemdeki politik olaylara gönderme yaptığını söylemek mümkün, ayrıca bunu yaparken de İstanbul’un 1990’lardaki tipolojisini çıkartıyor. Mesela, oyunda bulunan karakterlerin hepsinin İstanbul’da yaşayan insanlar olduğunu hissedebiliyorsunuz. Karmakarışık insan tiplerini çok iyi yansıttıklarını düşünüyorum.

İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları, ilk bölümünde kalan, neredeyse otuz senedir devamı gelmeyen ve muhtemelen gelmeyecek olan bir seri. Her ne olursa olsun, Türkiye’nin ilk rol yapma oyunu olarak Türk oyun sektöründeki yeri hiç değişmeyecek ve bir efsane olarak anılmaya devam edecek.

Sizlere İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları oyununu tanıtma fırsatı bulduğum için mutluluk duyuyorum ve bu ayın Nostalji Günlüğü’nü kapatıyorum. Herkese iyi oyunlar! (Daha önceki Nostalji Günlüğü yazısına buradan ulaşabilirsiniz!)  


Tuana Seda Hürmen
Oyun Günlüğü Yazarı