0

Ülkemizde oldukça sevilen serilerden biri olan Assassin’s Creed serisi, 16 senedir oyuncuların hem sevdiği hem de zaman zaman yerdiği bir seri olarak karşımıza çıkıyor. Ubisoft, 2007 yılında Assassin’s Creed 1 oyununu çıkarttığı zaman gelen başarıyı, zaman içinde serinin diğer oyunlarını farklı oyun türlerinde geliştirerek deneme-yanılma yaparak devam ettirmeye çalıştı. Başarılı olup olmadığı bir tartışma konusu olsa bile hepimizin ortak fikri olduğunu düşündüğüm tek unsur, Ubisoft’un unutulmaz bir marka çıkartmış olması.

Nostalji Günlüğü’nün bu bölümünde, 16 sene öncesinde çıkan serinin ilk oyunu Assassin’s Creed 1 oyununa yakından bakacağız.

Assassin's Creed 1 ekran görüntüsü 1, Oyun Günlüğü
Assassin’s Creed 1

Assassin’s Creed 1, ilk olarak yeni bir Prince of Persia oyunu olarak tasarlanmıştı. Ubisoft, ilk olarak 1989 yılında çıkarttığı Prince of Persia oyununu seri haline getirmiş ve 2003 yılına gelindiğinde Prince of Persia: The Sands of Time isimli oyunu çıkartarak büyük bir satış başarısı elde etmişti.

Bu başarıyı devam ettirmek adına yeni bir Prince of Persia oyunu geliştirmek gerekiyordu, ancak geliştiriciler prens odaklı bir hikaye anlatmak istemiyorlardı. Bu yüzden tarih içinde araştırmalar yapıp suikastçıların işlenmek için iyi bir hikaye sunduğuna karar verdiler. Bu projenin adını Prince of Persia: Assassin koyarak geliştirmeye başladılar ve sonunda geliştirdikleri oyun Prince of Persia’dan çok farklı olduğu için, Assassin’s Creed markası doğmuş oldu.

Haşhaşilerden günümüze Assassin’s Creed

Assassin’s Creed 1’den Assassin’s Creed 4: Black Flag oyununa kadar ana karakterimiz olan Desmond Miles, Abstergo Şirketi tarafından kaçırılır. Suikastçıların düşmanı olan Tapınakçılar’dan oluşan Abstergo, suikastçı soyundan gelen Desmond’ı Animus adındaki makineye bağlarlar. Animus, Desmond’ın DNA’sı üzerinden suikastçı atalarının anılarını simüle edebilen bir makinedir. Tapınakçılar’ın amacı, suikastçıların gizledikleri bir eserin yerini bulmaktır.

Bu sebeple Animus’a bağlanan Desmond, 12. yy’da yaşamış olan ve suikastçı birliğinin bir üyesi olan atası Altair’in anılarını yaşamaya başlar. Altair, Kudüs’e Apple of Eden’ı bulmak için gönderilirken çokbilmişliği yüzünden yol arkadaşlarından birinin ölmesine ve devamında Masyaf’ta bulunan suikastçı kalesine saldırılmasına neden olur. Suikastçı birliğinin başındaki Al Mualim, Altair’i cezalandırarak rütbesini indirir ve onurunu geri kazanması için ona 9 kişiyi öldürme görevini verir. Altair’in amacı, bu 9 hedefi öldürüp onurunu ve rütbesini geri kazanmaktır.

2007 yılı için başarılı bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar Animus dışında Desmond ile geçirilen vakit inanılmaz sıkıcı olsa da hikaye anlatımına oldukça önemli bir katkısı olduğunu unutmamak gerekiyor. Ayrıca bir yandan günümüzde geçen bir hikayeyi anlatmak bir yandan da bundan bin yıl önce geçen paralel bir hikayeyi oyuncuya oynatmak sunum açısından etkileyici denilebilir. Hikayenin en büyük sorunu ise oyunun uzunluğuna göre bir noktadan sonra fazla sıkıcı olması, çünkü konuyu bir kez anladığınızda yeniden ve yeniden aynı şeyleri dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

Gerçekçi oynanış (bazen) her şey değildir

Assassin's Creed 1 ekran görüntüsü 2, Oyun Günlüğü

Oyunun başında inanılmaz güçlü olan Altair, rütbesi düştüğü için silahlarından ve yeteneklerinden mahrum kalır ve görevler tamamlandıkça bunlara geri kavuşur. Bu noktada bahsedilecek birkaç detay var, öncelikle oynanış olarak ilerleme kaydettiğimizi hissedebildiğimiz bir oyun Assassin’s Creed 1. Oyunda vakit geçirdikçe güçlendiğimizi görebiliyoruz; örneğin oyunun başında bizden alınan “hidden blade” geri verildiğinde gizlice muhafızları alt edebiliyoruz. Bunun yanı sıra ne hikmetse bizden geri alınan saldırıya karşılık verme yeteneği açıldıkça kılıç düelloları kolaylaşıyor.

Assassin’s Creed 1, gerçekçi oynanışıyla ön plana çıkarken aynı zamanda da geride kalıyor. Örneğin, tırmanma mekanikleri günümüz Assassin’s Creed oyunlarının çok gerisinde çünkü Altair ne düz duvara ne de ağaçlara tırmanabiliyor. Aksine, sadece belirli yerlere çıkabiliyor ancak tırmanırken bunu adım adım vaktini alarak yapıyor. Bu bir bakıma gerçekçi ancak bir yandan da inanılmaz sıkıcı.

Ne var ki, aynı durum kılıç düelloları için geçerli olsa bile kılıç düellolarının oturaklı olması oynanışı durgunlaştırmıyor. Ne Assassin’s Creed 4: Black Flag’deki gibi saniyeler içinde iki kılıçla tüm muhafızların içinden geçebiliyorsunuz ne de yeni nesil rol yapma unsurlarıyla süslenmiş Assassin’s Creed oyunları gibi düşmanın can barını azaltmaya çalışıyorsunuz. Oturaklı kılıç düellosuyla birlikte gerçekten kılıçla savaşıyor gibi hissediyorsunuz ve bu sayede savaş mekanikleri çok kolay veya çok zor gelmiyor, tam tadında kalıyor.

Maalesef oyundaki boss savaşları çok iyi değil. Genellikle üç veya dört çeşit muhafız oluyor ve asıl hedefinizle beraber size saldırırlarken hepsi de durarak karşılık vermenizi bekliyor. En basit muhafız tek bir kılıç darbesiyle ölürken asıl hedefinize karşı saldırı yapıp onun saldırılarından da kaçmanız gerekiyor.

Gerçekçi görevler (en azından) suikastçı gibi hissettirir

Assassin’s Creed 1, oyuncunun sahiden de Tapınakçılar ile savaşan bir suikastçı gibi hissetmesini sağlıyor. Bunu da asıl hedeflerine ulaşmak için yapılması gereken yan görevlerle yapıyor. Hedefinize ulaşmanız gereken bölgeye gittiğinizde hedefinizle ilgili bütün bilgileri toplamak için yapmanız gereken birkaç yan görev bulunuyor. Bunlar; bilgisi olan sivilleri kurtarma (ki bu siviller sonradan hedefinizin kaçmaması için size yardım ediyor), hedefle ilgili belgeleri insanlardan cepleme, hedefle ilgili olan konuşmaları gizlice dinleme, birini konuşması için tartaklama gibi görevler.

Assassin's Creed 1 ekran görüntüsü 3, Oyun Günlüğü

Bahsedilen görevleri yaparak hedefinizi cümbür cemaat savaşarak öldürmek yerine suikastçı topluluğunun inançlarına uyarak gizlice avlamak için yöntemler geliştirebiliyorsunuz. Yani aslında oyunun gerçek bir suikastçı gibi oynanması için bu yan görevleri yaparak avınızı en iyi hangi şekilde avlayacağınızı tasarlamış oluyorsunuz. Bu görevleri yaptıktan ve hedefle ilgili bilgileri topladıktan sonra Suikastçı Büro’suna gidip bir tüy alıyorsunuz ve hedefinizin kanını tüye kapladıktan sonra Al Mualim’e götürünce görev bitmiş oluyor.

Bu yan görevlerin yanında şehir içlerinde başka suikastçılarla yarışmak, yüksek rütbe Tapınakçı avlamak veya belirli hedefleri öldürmek mümkün. Belirli yüksek yerlere tırmanarak haritayı açabiliyorsunuz. Bir de bayrak toplama var, ancak oynanışa çok etki ettiğini söylemek mümkün değil.

Görevlerin en büyük sıkıntısı, tıpkı oyunun hikayesi gibi, oynanışın uzunluğuna yetişememesi. Normalde 5 veya 6 saatte biten bir oyun olsa her hedef için aynı yan görevleri yapmak bu kadar sıkıcı gelmeyebilir ancak oyun aşağı yukarı 15 saatte bitiyor. Yani 15 saat boyunca yukarıda saydığım görev kalıplarının aynısını başka bir bölgede başka bir hedef için yapıyorsunuz, ki bu inanılmaz derecede bayıyor insanı. Nitekim, uzunluğunu bir kenara koyduğumuzda görevler oyuncuyu gerçek bir suikastçı gibi hissettirmeyi başarıyor.

Ubisoft’un göz kamaştıran dünyası

Ubisoft her Assassin’s Creed oyununda olduğu gibi Assassin’s Creed 1’de de inanılmaz güzel gözüken bir dünya tasarlamış. Oyunda toplamda 4 şehir ve bu şehirlerin zengin, orta ve fakir olarak sınıflandırılan bölgeleri var. Masyaf, Kudüs, Şam ve Akka’nın tasarımları birbirinden farklı.

Masyaf, suikastçıların ana merkezinin bulunduğu Masyaf Kalesi’ne (ki tarihte gerçekten de Haşhaşilerin merkezi olduğu söylenir) sahiplik yapan bir kale şehri, Kudüs daha soğuk tonlarda olan surlar içinde kendine has mimarisi olan bir şehir, Şam da aynı şekilde surlar içinde olan ama daha sıcak tonlarda mimariye sahip bir şehir ve son olarak Akka, soğuk tonlarda deniz kenarında olan bir şehir olarak karşımıza çıkıyor. İslam mimarisinin göz kamaştırıcı bir şekilde betimlendiğini söylemek mümkün.

Şehirlerdeki kalabalık canlı ve doğal hissettiriyor. Genel olarak grup halinde dolaşan köylülerin veya beyaz giyinen alimlerin arasına karışarak muhafızlardan kaçabiliyorsunuz. Çömlek taşıyan insanlar, hastanede olan hastalar, sokakta bağıran esnaf, hepsi canlı hissettiriyor.

Açık dünyada at sırtında şehirden şehre giderken bir de arada olan patikalar mevcut, ki bu bölgenin adı da Krallık (Kingdom) olarak geçiyor, buralarda da muhafızlar ve kuleler bulunuyor. Yeni bir şehre gelindiğinde şehrin uzaktan görüntüsü, 2007 yılı için inanılmaz. Bugün için bile güzel gözüküyor, özellikle Masyaf Kalesi’nin içinde yer alan Al Mualim’in ofisi diyebileceğimiz yerin detaylarını ince ince işlemiş Ubisoft.

Karakter tasarımları da şehirler kadar olmasa da idare eder. Ana karakterlere çok özenildiği belli, özellikle Altair’in beyaz suikastçı kostümündeki kırmızı kısım çok dikkat çekiyor. Ancak muhafızların ve sivillerin kıyafetleri genel olarak tekrar ediyor.

Atmosferik ama teknolojik ses

Assassin’s Creed 1’in müzikleri oldukça güzel ve atmosferik. Ancak günümüz için çok stereotipik kalan bir oryantal havası var diyebiliriz. Asıl ön plana çıkan sesler ise benim için Altair ile oynarken aslında Animus içinde olduğumuzu unutturmayan ikonik teknolojik ses tasarımları. Arkadan konuşan robot sesi hala kulağımda çınlıyor mesela. Bunların dışında şehirdeki insanların konuşmaları gayet doğal geliyor. Tabii bir de ikonik suikast sesini unutmamak lazım.

Oyunda altyazı bulunmuyor, ki bu anadili İngilizce olmayan biri için takip etmeyi zorlaştırıyor, ancak seslendirme gerçekten güzel. Diyaloglarla duyguyu verebilen ses sanatçılarının çalıştığını anlayabiliyorsunuz, sonuçta Desmond’ı Nolan North, Lucy’i de Kristen Bell seslendiriyor.

Altair ile yeni bir oyun serisi doğdu!

Ubisoft, Assassin’s Creed 1 ile yepyeni bir oyun markasına imza attı. Seneler geçtikçe ortaya çıkan Assassin’s Creed oyunları, Assassin’s Creed 1 ile başlayan ve Assassin’s Creed Revelations ile biten geleneksel oynanışı reddetti ve yepyeni rol yapma mekanikleriyle çıkış yaptılar.

Oyuncuların “Assassin’s Creed eskiye dönsün!” sitemlerinin aslında Assassin’s Creed Mirage gibi bir oyundan ziyade daha basit ve kompakt bir oyuna hitap ettiğini anlamak zor olmamalı diye düşünüyorum.

Assassin’s Creed 1’in Director’s Cut versiyonuna Steam ve Epic Games platformlarından ulaşabilirsiniz. 16 senelik oyunun neden 120 TL’ye satılmaya çalıştığını inanın ben de bilmiyorum.

Nostalji Günlüğü’nün bu bölümünde kadim zamanlara giderek sizlere Assassin’s Creed 1’i tanıttığım için mutluluk duyuyor, iyi oyunlar dileyerek Nostalji Günlüğü’nü kapatıyorum!

Tuana Seda Hürmen
Oyun Günlüğü Yazarı